ÅžAH-I NAKŞİBEND’den…

Nükte 10 Yorum»

“Birkaç yıl önce, baÄŸlı bulunduÄŸumuz Genel Müdürlük, dört arkadaşımla birlikte, beni bir ilimizde, memur statüsünde işçi almak üzere görevlendirmiÅŸti. Sözünü ettiÄŸim ilde on personel alacaktık ve bunlar il müdürlüğü bünyesinde görevlendirilecekti. Biz beÅŸ arkadaÅŸ birleÅŸerek, sözünü ettiÄŸim ile gittik.
Önceden ayrılan bir misafirhaneye indik. İle gelişimizi kimsenin duymasını istemiyorduk. Beşimizin de kanaati oydu ki, hak edeni kazandıralım, siyasi ve diğer baskılara boyun eğmeyelim.

Biliyorduk ki, katılım yoÄŸun olacak ve herkes bir referansla bizi rahatsız edecekti, çünkü Türkiye’nin gerçeÄŸi buydu. Bunun için çok dikkatli davranıyorduk.

İle ikindi vakti gittik. İkindi namazını kılmak için tarihi bir cami olup olmadığını sorduk. Biliyorduk ki bu ilimiz cami bakımından biraz fakirdi. Tarihi bir cami olduğunu söylediler. Beş arkadaş, arabamıza atlayarak oraya gittik.
Kimse bizi tanımıyor, zaten cami de şehrin biraz dışında. İkindi namazı kılınmış, caminin avlusu boş. Beşimiz de şadırvana oturarak abdest almaya başladık. Ayakkabılarımı çıkarıp çoraplarımı da sıyırmaya başlamıştım ki, ayaklarımın önüne bir takunya kondu.Bu takunyaları önüme kim bıraktı diye başımı kaldırınca, yüzüme tebessümle bakan, yirmibeş yaşlarında bir gençle karşılaştım:

“Ben buraları bilirim, siz yabancıya benziyorsunuz; namaz kılana hizmet, Allah’ın rızasını kazandırır. Allah kabul etsin!” dedi. Gencin tebessümü, davranışı bizi çok etkiledi.
Sordum: “Sen kimsin? Adın nedir?”
“Adım Bilâl. Bu mahallede oturuyorum.”
Bir an abdest almayı bırakarak, gençle ilgilenmeye başladım.
“Ne iÅŸle meÅŸgulsün Bilâl?”
“Åžimdilik iÅŸim yok. Ama inÅŸallah yakında iÅŸe gireceÄŸim.”
“Nasıl olacak o?” dedim.
Yüzüne huzurun ve mutluluğun tebessümünü kuşanarak:
“Üç gün sonra bir devlet dairesinin müdürlüğünde sınavla adam alınacak. Rabbim, oraya girmeyi nasip edecek inÅŸallah” dedi.
ArkadaÅŸlarım da abdest alırlarken, Bilâl’le aramızda geçen bu diyaloÄŸa kulak vermiÅŸlerdi.
“Peki Bilâl, bu zamanda iÅŸe girmek zor, senin torpilin var mı? Referansın kim? İşe nasıl gireceksin?”
Bilâl’in o mütevekkil halini hiç unutamıyorum! Hepimizin üzerinde bomba tesiri oluÅŸturacak sözü söyleyiverdi:
“Benim referansım Allah (cc)’tır; ne güzel vekildir O. Dün gece O’na dilekçemi sundum. Hiç yetimin duasını geri çevirir mi O?”

Yâ Rabbi! Ne işe tutulmuştuk! Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Gözlerimin buğulandığını ona göstermemeliydim.
“Bilâl, baban yok mu?”
“Yok, ben üç yaşındayken ölmüş. AnneciÄŸim büyüttü beni.”
Temiz bir saflık üzerindeydi. Bütün söylediklerini gönülden söylüyordu. Bu, o kadar meydanda idi ki, kalbi adeta yüzüne vurmuştu.
“AskerliÄŸini yaptın mı?”
“Yaptım ya, hem de çavuÅŸ olarak.”
“Evli misin Bilâl?” Bir anda gözleri yere düştü. Yine o mütevekkil hâli bütün yüzünü kaplamıştı.
“He ya, evli deÄŸil de sözlüyüm. İnÅŸallah, iÅŸe girer girmez hemen düğünümü yapacağım!”
“Ama Bilâl, üç gün sonraki sınav için o kadar kesin konuÅŸuyorsun ki, sanki kazanmış gibisin!”
Gözlerini ufka dikti, daldı, sustu ve biraz sonra:
“Ben Rabbimi seviyorum, inanıyorum ki O da beni seviyor. Seven sevene yardım etmez mi?”
Ona söyleyecek lâf bulamıyordum.

Allah, bizi kocaman kocaman (!) müdürleri, Bilâl kuluna hizmet etmek için oraya göndermişti, adeta. Kim müdür, kim garibandı?
Bilâl dilekçesini büyük makama verince, melekler harekete geçtiler, daireler, müdürler harekete geçtiler ve hep birlikte ona koÅŸmaya baÅŸladılar; çünkü emir büyük makamdandı. Allah’a malik olan insanın mahrumiyeti söz konusu olabilir miydi?
Sormaya devam ettim:
“Bari Bilâl, evlenecek kız bulabildin mi? Bu zamanda hem yetim, hem de iÅŸsize kim kız verir ki?”
Başını salladı ve “doÄŸru” diyerek ekledi:
“Zor niÅŸanlandım ya. Allah razı olsun, kayınpederim olacak olan insan, “Sözde Müslüman” deÄŸil, hakiki mü’min. “Bu zamanda namazında-niyazında damat nerde bulunur, hem rızkı veren Allah’tır” dedi ve kızını bana verdi. Rabbim rızkımızı verecek inÅŸallah.”

Bilâl lise mezunuydu. Üçyüz kiÅŸinin katıldığı yazılı sınavı baÅŸarıyla geçti. Ve bizler, önümüze sunulan -Bakanlık dahil- tüm referansları bir kenara koyarak, Bilâl’in referansını en öne koyduk.

Mülakât gününe kadar bizi göremedi. Mülâkata girdiÄŸinde karşısında bizi görünce birden ÅŸaşırdı, yüzü kızardı ve gözleri yere düştü. SessizliÄŸi bozdum: “Bilâl, bizi tanıdın mı?” “Evet!” “Peki ne diyeceksin ÅŸimdi?” AÄŸlamaya baÅŸladı. Çocuk gibi aÄŸlıyordu. İster istemez bizler de ona uyduk. Hıçkırıklar boÄŸazımızda düğümlenmiÅŸti. Bilâl, ellerini kaldırdı ve dua etmeye baÅŸladı:
“Ey Rabbim, ben niyazımı sana sunmuÅŸtum. Hâlimi sana açmıştım. Åžimdi buradaki müdürlerime karşı mahcubum. Ey Allah’ım, ben senden baÅŸkasından istememeyi istedim, yine de öyleyim.”

Sessizlik odayı doldurmuÅŸtu. “Ne olur bana izin verin çıkayım” dedi. “Peki Bilâl” dedik, “Güle güle, Allah iÅŸini, aşını, eÅŸini mübârek kılsın!”

Büyük Başarıların Önündeki En Büyük Engel Küçük Başarılardır

ÖSS & Üniversite 1 Yorum »

      Büyük bir hedefi gerçekleştirmeyi kafanıza koyduğunuzda, yapabileceğiniz en büyük hata, bir süre sonra bu büyük hedeften vazgeçip daha küçük bir hedefin peşinde koşmaktır.
      Hayatta her seçim bir “vazgeçim”i beraberinde getirir. Bir hedefi seçtiginizde diÄŸer hedeflerden vazÄŸeçmiÅŸ sayılırsınız. örnegin baÅŸbakan olmayı kendinize hedef seçmiÅŸsiniz, muhtemelen ülkenin en iyi 100 metre koÅŸucusu olmaktan, ülkenin en çok gol atan futbolcusu olmaktan, ülkenin en çok okunan yazarı olmaktan vazgeçmiÅŸsiniz demektir.
     Üniversite sınavı kazanmak, bir yıl içinde gerçekleştirilebilecek en büyük başarılardan biridir. Bu süre içerisinde, bu büyük hedefi takip etmek için, çok sayıda küçük başarıdan fedakarlık etmeniz, onları elinizin tersiyle imeniz gerekir. Bu  dönemde kesinlikle küçük başarılara itibar etmeyin.

  • Sınıf baÅŸkanı seçilecekse bırakın baÅŸkaları olsun.
  • Okulun yılbaşı balosunun organizasyonu yapıalcaksa bırakın baÅŸkaları organizatör olsun.
  • Dershanenize konuÅŸmacı olarak Murat MIZRAK’ı çağırmak istiyorsanız bırakın dersleri kötü olan kazanma ihtimali olmayan birileri bu iÅŸlerle uÄŸraÅŸsın!
  • Sınıfa yada okula çok güzel bir kız geldiyse bırakın baÅŸkaları tavlasın!   Â
          Bunların tümü küçük baÅŸarılardır. Bu muhabereleri kaybedebilirsiniz, savaşı muhakkak kazanırsınız. Buna “seçilmiÅŸ baÅŸarısızlık” diyorum. SeçilmiÅŸ baÅŸarısızlık, yeteneksiz, yetersiz ya da korkak olduÄŸu için deÄŸil, daha büyük iÅŸler baÅŸarmak adına, kendi, bilinci ve kararıyla yenilmeyi ya da “oynamamayı” seçmektir.
             

HER ŞEYSENDE GİZLİ

Nükte Yorum Yok»

HerÅŸey sende gizli:
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatlarının çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığıu kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü…
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşıdakinin gördüğüdür renğin…
Yaşadıklarını k
ár sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün…
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın…
Ay ışığındadır sevğiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcaksın.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin…işte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir.
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebekler ağladığı kadar bebektir.
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, sevdiğin kadar Sevilirsin…

NECİP FAZIL – ÇİLE

Åžiir Yorum Yok»
SAKARYA TÜRKÜSÜ, NECİP FAZIL KISAKÜREK

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya:
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuÅŸlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir:
Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat:
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne?
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine:

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabb’im isterse, sular büklüm büklüm burulur.
Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakarya’m, sana mı düştü bu yük?
Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan:
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan!

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu?
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna?
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya.
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su:
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek:
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya, saf çocuÄŸu, mâsum Anadolu’nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz:
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya:
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!

NECİP FAZIL KISAKÜREK

KORKU

Nükte Yorum Yok»

-insanların  çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
-Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
-Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
-Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
-Duyğularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
-Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
-Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey veremediği için.
-Ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
-Ve yaşamaktan korkuyor, kendisi için değil, başkalarına göre yaşadığı için.

Murat Mizrak Powered by Wptr ve WordPress
Bu site Asel Media ve Asel Bilgisayar ile guclendirilmistir